Senaryo Ekibi

Virüs-Senaryo

Yazan: Engin Dinçer

Senaryo:

                                                      VİRÜS 

Merhaba adım Engin yaşayan çok az insandan biriyim ortalıkta artık yeni kişiler görmek çok zor. Ben ve arkadaşlarım hayatta kalmak için elimizden geleni yapıyoruz ama buna daha ne kadar devam ederiz hiç bir bilgim yok. Ölüm ile yüz yüzeyiz anlaşılan.

24.09.2014 AMERİKAN HASTAHANESİ İSTANBUL

  1. HASTAHANE/DIŞ/GÜN

 

Emre şakacı bir şekilde Dilek’in üzerine atladı ve yanaklarını sıktı.

 

Emre: Naber kız.

Dilek: Ya Emre bir gider misin lütfen.

Enes: Lan oğlum rahat bıraksana kızı.

Emre: Tamam ya şaka yaptık Allah Allah.

Dilek: O nasıl şaka ya yanaklarımı koparıyordun.

Dilara: Hadi hadi lak lak edeceğinize kalkın iş başına.

  1. HASTAHANE/İÇ/GÜN

 

Ayağa kalktılar hastanenin içine girdiler.

 

Dilek: Ya ne çok hasta var şu memlekette of.

Engin: Kızım tıp okumasaydın o zaman hadi yürü yürü.

 

Hastanenin koridorlarında yürürken Dilek ve Hocası Engin konuşmaya başladılar.

 

Engin: Bu arada bugün peşimden ayrılmayacaksın hiç tamam mı?

Dilek: Ama hocam.

Engin: Âmâsı yok Dilek ilerde iyi bir cerrah olmak istiyor musun?

Dilek: Evet hocam. Tabi istiyorum.

Engin: O zaman dediklerimi harfi harfine yap tamam mı?

Dilek: Tamam hocam nasıl isterseniz.

 

İşte o sırada hastaneye ambulansla ağır yaralı biri getirilir.

 

Engin: Nesi var yaralının.

Ambulans Doktoru: Ağır yaralı kalp atışları yavaşlamaya başladı nabız yok denecek kadar az.

Engin: Esra çabuk Bülent beyi çağır acil olduğunu söyle ağır yaralı.

Esra: Tamam çağırıyorum.

Engin: Enes her ihtimale karşı şok cihazını hazırla.

Enes: Şok hazır.

Duygu: Engin röntgen sonuçlarına bakmamız lazım değil mi?

Engin: Hastayı riske atamayız duygu acilen ameliyata alıyoruz. Bülent bey nerde kaldı.

Bülent: Geldim durun bir bakayım... Anestezi uzmanı olmadan ameliyata başlayamayız.

Duygu: Nabız yok hastayı kaybediyoruz efendim.

Bülent: Şok cihazı.

 Enes: Hazır efendim 200 şarj edildi.

Bülent: 3.2.1 çekilin.

 

İlk şokta ameliyat masasındaki ölü adam birden bire fırlayıp Bülent’i ısırmaya başladı Enes hemen neşteri eline alıp beynine sapladı.

Bir kaç saat içerisinde hastane hastalarla dolmaya başlamıştı herkes ısırılma vakasıyla müracaat ediyordu.

O sırada içeri polis memurları ve bir askeri tim girdi sonradan tanıdığım iyi bir dost olan Yüzbaşı Altan bana yaklaştı.

 

Yüzbaşı Altan: Efendim sizleri buradan götürmek için emir aldık tahliye emri.

Engin: Üzgünüm ama sizinle gelemeyiz hastalarımız var.

Yüzbaşı Altan: Onlar için umut yok efendim bizim için daha da zorlaştırmayın kesin emir.

Engin: Kesin emir mi peki götürmenizin nedeni nedir.

Yüzbaşı Altan: Bu gizli dosya efendim bende bilmiyorum. Bize sadece güvenli bir şekilde sizi üsse götürme emri verildi.

  1. 3.     HASTAHANE/DIŞ/GÜN 

Yüzbaşı Altan bizleri güvenli bir şekilde askeri helikoptere bindirdi.

 

Enes: Engin bizi nereye götürüyorlar.

Engin: Hiçbir fikrim yok Enes... Hiçbir fikrim yok.

 

İKİNCİ BÖLÜM

Büyük askeri bir helikopterle yola çıkmıştık. Ben hala Yüzbaşı'ya sorular soruyordum.

 

Engin: Peki bizi şimdi nereye götürüyorsunuz yüzbaşı.

Yüzbaşı Altan: Ankara'ya efendim orada daha güvende olacaksınız.

 

26.09.2014 Ankara Askeri Hava Üssü

 

Bizi Albay Kürşat’ın yanına götürmüşlerdi. Gerçekten bu hayatta tanıyabileceğiniz en büyük felaketlerden biridir o.

Yüzbaşı bir an durdu bizleri bakıp.

 

Yüzbaşı Altan: Albayın yanına sadece iki kişi alabiliriz.

 

Dilara ve Enes heyecanla lafa atlayarak

 

Dilara: Engin… Engin ve Gökay gitsin.

Enes: Bence de haklısın Dilara.

Yüzbaşı Altan: O zaman Engin ve Gökay beni takip edin.

 

Yüzbaşı Altan kapıyı açtı.

 

Yüzbaşı Altan: Buyurun efendim. Buyurun.

Albay Kürşat: Sen çıkabilirsin Yüzbaşı.

Yüzbaşı Altan: Emredersiniz efendim.

Engin: Bize hemen burada ne olduğunu açıkla neden buraya getirildik Albay.

Gökay: Ve çabuk anlatsan iyi olur koca adam.

Albay Kürşat: Sakin olun beyler sizleri buraya getirmemizin sebebi biogenetik bir tehlike ABD kendi yaptığı biyolojik silahı nedeni bilinmeyen bir sebepten kendi ülkesine yaydı.

Gökay: Sonrada kontrol edemediler öyle değil mi.

Albay Kürşat: Evet aynen Gökay bey virüs sınırlarımıza hatta şuan bütün dünyayı etkisi altına almış durumda.

Engin: Peki nasıl bir virüs.

Albay Kürşat: Çok doğru bir soru Engin bey. Bu virüs bizim izlediğimiz verilere göre 3 aşamadan oluşuyor. Bir ısırılan kişinin bir zaman sonra beyin ölümü gerçekleşir. İki bütün anılar ve hafızaların olduğu bölüm yok olur. Ve Üç Beyincik tekrar harekete geçer ve etrafına saldırma ve patlayana kadar etlerimizi yemeye çalışırlar.

Gökay: Peki bir tedavisi var mı?

Albay Kürşat: Siz bu yüzden buradasınız.

Engin: Bu çok aptalca. Biz birer bilim adamı değiliz ki ne yapabiliriz.

Albay Kürşat: Elinizden geleni yapabilirsiniz.

Gökay: Peki siz işinizi doğru yapıyor musunuz? Burada güvende miyiz Albay.

Albay Kürşat: Burası son derece güvenli bir üs merak etmeyin. Şimdi gidebilirsiniz. Yüzbaşı.

 

Yüzbaşı kapıyı araladı.

 

Yüzbaşı Altan: Evet efendim.

Albay Kürşat: Doktor beyleri kalacakları yerlere götürün biraz dinlensinler.

Yüzbaşı Altan: Emredersiniz efendim.

 

Yüzbaşı Altan bizleri dinleneceğimiz yerlere kadar götürdü.

 

Yüzbaşı Altan: Buyurun efendim bir süre rahatınıza bakın.

Engin: Adın ne senin Yüzbaşı.

Yüzbaşı Altan: Altan efendim.

Engin: Benim adımda Engin bana efendim demene gerek yok anlaştık mı?

Yüzbaşı Altan: Nasıl isterseniz... Engin bey.

 

Ben ve arkadaşlarım odaya geçip konuşmaya ve bir fikir yürütmeye başladık.

 

Dilek: Ee niçin getirmişler bizleri buraya.

Gökay: Bizden bir virüsün anti virüsünü bulmamızı istiyorlar.

Dilek: Manyak mı bunlar ya biz bilim adamı değiliz ki. Nasıl anti virüs bulalım.

Engin: Bende aynı şekilde cevapladım. Ama bizden elimizden geleni yapmamızı istiyorlar.

Duygu: Ama yine de elde sıfır sonuçlarla karşılaşacağız.

Engin: Yapacak bir şey yok. Bari biraz dinlenelim iki gündür uyumuyoruz.

Enes: Bence de biraz uyku hepimize iyi gelir iyi uykular.

 

Ve hep bir ağızdan sana da iyi uykular dediler.

Ertesi gün hepimiz laboratuvarla götürüldük ve çalışmalara başladık. Orada da teğmen Neslihan’ı tanıdım tam bir Albay hayranı kendisi. Ve laboratuvardayken bir kaç olay gerçekleşti.

 

Duygu: Aa bu çok saçma burada boşu boşuna vakit öldürüyoruz.

Teğmen Neslihan: Emirleri uygulayın size bu söylendi.

Duygu: O lanet emirlerini al bir tarafına sok tamam mı?

Teğmen Neslihan: Bunu siz istediniz.

 

Duyguya silah doğrulttu. Enes de hemen duygunun önüne geçti.

 

Enes: Sakin olun teğmen indirin o silahı.

 

Göz ucuyla Yüzbaşı Altan’a baktı ve Altan Teğmenin yanına geldi.

 

Yüzbaşı Altan: İndir o silahı Teğmen. Biz onları korumak için görevlendirildik.

 

Neslihan Yüzbaşı Altan’a döndü.

 

Teğmen Neslihan: Hayır efendim siz onları korumak için görevlendirildiniz.

 

Altan bağırarak.

 

Yüzbaşı Altan: Teğmen Neslihan Yüzbaşın olarak emrediyorum indir o silahı ve görev yerini terk et.

 

Neslihan silahı indirip Altan’a dönerek.

 

Teğmen Neslihan: Emredersiniz efendim.

Enes: Sağ ol Yüzbaşı sen olmasaydın.

Yüzbaşı Altan: Merak etmeyin ben sizi güvende tutmak için buradayım. Bir süre daha söylenen sözleri dinleyin yoksa işler kızışırsa bir daha kontrol altına alamayabilirim gücüm yetmeye bilir.

 

O sırada içeri ben girdim

 

Dilek: Hocam neredeydiniz.

Engin: Tamam arkadaşlar daha fazla çalışmamıza gerek yok.

Dilek: Neden hocam.

Duygu: Niye Engin.

Engin: Gökay Bey Pentagona gönderildi orada daha iyi bilim adamları ve Prof. işlerini halledecekler.

 

Derken dışardan silah sesleri gelmeye başladı. Yüzbaşı Altan yanımıza gelerek.

 

Yüzbaşı Altan: Engin bey dışarıdaki askerlerden duyum aldım virüs üsse girmeyi başarmış ve sayıları çok fazlaymış sizi buradan çıkarmak zorundayız.

 

Sonra belinden iki silah çıkarıp birini Enese birini de Bana verdi.

 

Yüzbaşı Altan: Alın bu silahları her ihtimale karşın beni takip edin.

 

Yüzbaşı Altan bizi çatıya kadar çıkartmaya çalışıyordu ama çok fazlaydı lanet zombilerin sayısı. Altan teker teker öldürerek bizi çatıya çıkarmayı başardı.

 

Yüzbaşı Altan: Hadi hadi herkes helikopterlere.

 

Tam bineceğimiz zaman helikopter havalanmaya başladı. Albay Kürşat ve Teğmen Neslihan korkuyla bakıyorlardı. Kürşat'ın gözünde korku vardı el sallayarak kurnazca gülerek oradan uzaklaştılar.

 

Esra: Ne yapabiliriz burada tıkılıp kaldık.

 

Esir gibiydik çatıda sonra Emre bir şey buldu.

 

Emre: Hey burada bir yangın merdiveni var inerek kaçabiliriz.

 

Teker teker inmeye başladık en arkada Esra vardı tam adımını atacakken onu yakaladılar.

 

Esra: Yardım edin lütfen yardım edin ah.

Enes: Hey Esra’ya yardım etmeliyiz.

Yüzbaşı Altan: Kimse geriye tek adım atmasın artık Esra’ya yardım edemeyiz inin aşağıya.

 

BÖLÜM SONU


Yorumlar - Yorum Yaz


Öykü Yazarları Köşesi
Etkinlikler

  Facebook'tan takip et!

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam83
Toplam Ziyaret1045297
Site Haritası